Dün akşam üzeri Kartal’dan yürüyen Kılıçdaroğlu, Maltepe’de toplanmaya başlayan ve CHP’nin 1.650.000, İstanbul Valiliği’nin ise yaklaşık 175.000 kişi olarak açıkladığı kalabalığa ulaşarak bir konuşma yaptı ve 10 maddelik bir metin okudu.
Kemal Kılıçdaroğlu, kimsenin Ankara Güvenpark’ta başlayıp Maltepe’de noktaladıkları bu yürüşün bir son olduğunu düşünmemesi gerektiğini ve bu yürüyüşün kendilerinin ilk adımı olduğunu belirterek “9 Temmuz, yeni bir iklimdir. 9 Temmuz, yeni bir tarihtir. 9 Temmuz, yeni bir doğuştur.” ifadelerini kullandı.
“Nuriye ve Semih için yürüdük”
Yürüyüşü kimler ve ne için yaptıklarını sıralayan Kılıçdaroğlu, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile görevlerine son verilen akademisyenleri hatırlatarak sözlerini şöyle sürdürdü:
“KHK ile üniversite hocalarının kapının önüne konulması, tam bir demokrasi ayıbıdır. Geçmişte, bunu sıkıyönetim döneminde paşalar yapıyordu. Hitler, Almanya’da yapıyordu. Almanya’dan gelen hocalara, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve o dönemin yöneticileri kapılarını açtılar. Şimdi Kaboğlu gibi dünya çapında bilinen ünlü isimler, KHK ile kapının önüne kondu ve yurtdışına çıkışları da yasaklandı. Yasaklayanları kınıyorum. Haksız yere görevinden atılan memurlar, işçiler için yürüdük. Çocuk işçiler, taşeron ve tarım işçileri için yürüdük. Türkiye’nin en fakir kesimi olan orman köylüleri, hapisteki askeri öğrenciler, hapisteki er ve erbaşlar, linç edilen askerler için yürüdük. Tek adam rejimine karşı çıktığımız için, FETÖ’ye karşı olduğumuz için yürüdük. 20 Temmuz darbesine karşı olduğumuz için yürüdük. IŞİD, PKK terör örgütü, El Nusra ve diğer terör örgütlerine karşı olduğumuz için yürüdük. Gazi Meclis’e sahip çıktığımız için yürüdük. Yargı siyasetin emrine verildiği için, devlette liyakat sistemi kalmadığı için, son 15 yılda 13 kez üniversite ve KPSS sınavlarının soruları çalındı, bunun için yürüdük. Şiddet mağduru kadın ve çocuklarımız için yürüdük. Mavi Marmara şehit ve gazileri için yürüdük. Onursuz bir anlaşmayla Mavi Marmara şehitlerinin hakları ellerinden alındığı için yürüdük. Kanun Hükmünde Kararname ile görevlerinden atılan, işlerine geri dönmek için hak arayan, hak aradığı için terörist ilan edilip hapse konulan, açılık grevindeki kardeşlerimiz Nuriye ve Semih için yürüdük.”
“249 şehidimiz ve 2 bin 301 gazimiz için yürüdük”
Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
“Can ve mal güvenliği olmadığı için korku iklimi nedeniyle konuşamayan iş dünyası için yürüdük. FETÖ’nün siyasi ayağı ortaya çıksın, gerçek darbeciler yargılansın diye yürüdük. 249 şehidimiz ve 2 bin 301 gazimiz için yürüdük. Şehitler ve gaziler arasında ayrım yapılamaz. Şehitler ve gaziler arasında ayrım yapıldı, ayrım yapılmasın diye yürüdük. Özetle, bu ülkede adalet için yürüdük, adaleti getirmek için yürüdük, takipçisi olacağız. 9 Temmuz, yeniden doğuşun tarihidir. 9 Temmuz, bir yürüyüşün sonu değil, bir özgürlüğün, bir barışın, bir birlikte yaşama iradesinin ortaya konmasının başlangıcıdır. Niçin adalet? Farklılıklarımızla birlikte yaşamak için adalet, huzur içinde yaşamak için adalet, geleceğe güvenle bakmak için adalet. Türkiye’nin dünyada saygın bir konumu olsun, bunun için adalet. Adalet, insanlığın ortak paydasıdır, adalet mülkün temelidir.
Yunus’un dediği gibi ‘zulüm ile abad olunmaz.’ Millete, fakir fukaraya zulmediyorlar. Garibanlara, esnafa, çiftçiye, herkese zulmediyorlar. Zulme karşı durmak, bizim namus borcumuzdur.”
“Dik durun”
Kılıçdaroğlu, yargıç, savcı ve hakimlere de seslenerek dik durmalarını istedi. “Adaletin hakkını korumak benim kadar sizin de görevinizdir. Dik durun, onurlu durun, vicdanınızın sesini dinleyin ve ona göre karar verin. İnsanları delilsiz mahkum etmeyin” diye konuştu.
10 Maddelik Maltepe Çağrısı metni
Kılıçdaroğlu, buraya gelirken bir “Maltepe çağrısı, adalet çağrısı metni” hazırladığını kaydetti.
Metnin ortak arzularını yansıttığına işaret eden Kılıçdaroğlu, “Tarihe not düşmemiz lazım. ‘Ben de Maltepe Meydanı’na gittim.’ diye çocuklarımıza, torunlarımıza anlatacağız. ‘O tarih yazılırken ben de oradaydım.’ diyeceğiz. ‘Birlikteydik orada, bir aradaydık orada. Barış istiyorduk, huzur istiyorduk, kardeşlik istiyorduk, hak istiyorduk, hukuk istiyorduk.’ diyeceğiz. Bunları düşünerek bir metin hazırladım.” ifadelerini kullandı.
Metni okuyan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
“Biz, yani 15 Haziran’dan bu yana yürüyen on binler, bugün İstanbul Maltepe’de bir araya gelen yüz binler, milyonlar olarak tüm Türkiye’ye ve dünyaya sesleniyoruz; biz sadece ve sadece adalet istiyoruz. Sadece burada bir araya gelenler için değil, sadece bizi destekleyenler için değil, herkes için adalet istiyoruz. Biz 25 gündür on binlerce ağızdan hep birlikte haykırdığımız ‘hak, hukuk, adalet’ talebimizin çok geç olmadan karşılanmasını istiyoruz. Biz siyasete ve toplumsal yaşama, adalet yürüyüşümüzün gösterdiği barışçıllığın hakim olmasını istiyoruz. Adalet bir haktır, adalet hakkımızdır. Biz hakkımızı istiyoruz. Adalet mülkün temelidir. Günümüz Türkiye’sinde mülkün temeli ne yazık ki sallanmaktadır. Gün, temelinde adalet olan yeni bir toplumsal sözleşme yapma günüdür.”
Kılıçdaroğlu, bu anlayışla bir araya gelen milyonlar olarak, Türkiye’nin özellikle son bir yılda içine sokulduğu duruma dair tespitleri ve acil şekilde yerine getirilmesi gerekenlere ilişkin çağrıları olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
“Bir; 15 Temmuz darbe girişimini bir kez daha açık ve kesin bir dille lanetliyoruz. 15 Temmuz gecesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kararlı, onuru duruşu ve halkımızın sokağa çıkarak FETÖ darbe girişimine karşı direnmesi, ülkemizin anayasal ve demokratik kazanımı olmuştur. Biz buna sokağın, halkın 15 Temmuz’u diyoruz. Ancak bu darbe girişiminin siyasi ayağının ortaya çıkarılması, iktidar tarafından bilinçli olarak engellenmektedir. 249 şehidimizin aziz hatırası ve 2 bin 301 gazimiz için Fetullah Gülen Terör Örgütü’nün siyasi ayağı ortaya çıkarılmalı ve gerçek darbecilerden hesap sorulmalıdır.
İki; iktidar tarafından 15 Temmuz darbe girişimi fırsat bilinerek 20 Temmuz darbesi yapılmıştır. 20 Temmuz’da OHAL ilan edilmiş ve TBMM’nin yetkileri gasbedilmiştir. Biz buna sarayın 15 Temmuz’u diyoruz. Bir sivil darbeye dönüşen OHAL uygulamaları, yasama, yargı ve yürütme gücünü tek kişide toplamıştır. OHAL derhal kaldırılmalı ve hukuk düzeni, evrensel ilkeler uygulanarak yeniden tesis edilmelidir.
Üç; yargıyı siyasetin emrine vermek, demokrasiye ihanettir. Dolayısıyla demokrasinin can ve mal güvenliğinin vazgeçilmez kuralı olan yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı mutlaka sağlanmalıdır. Adil yargılanma hakkı eksiksiz bir şekilde uygulanmalıdır. Kollektif suç gibi, insan haklarına aykırı uygulamalardan vazgeçilmelidir.
Dört; OHAL uygulamalarıyla, mağdurların yargıya erişim ve sosyal güvenlik hakları ellerinden alınmıştır. OHAL mağdurları adeta sivil ölüme terk edilmiştir. Mağdurların yargıya erişim ve sosyal güvenlik haklarını kısıtlayan tüm uygulamalara hukuk devletinin gereği olarak son verilmelidir.
Beş; 20 Temmuz sivil darbesinden sonra 15 Temmuz darbe girişimiyle ve onun arkasındaki örgütle hiçbir ilişkisi bulunmayan ama sırf hükümete muhalif göründüğü için bütün haklarından yoksun bırakılan akademisyenler ve diğer kamu görevlileri, görevlerine iade edilmelidir. Anayasa Mahkemesi’nin içtihatları dikkate alınarak tutuklu milletvekilleri derhal serbest bırakılmalıdır.
Altı; 150’nin üzerinde gazetecinin hapiste olduğu bir ülkede demokrasiden söz edilemez. Sadece mesleklerini yaptıkları için tutuklanan gazeteciler derhal serbest bırakılmalı, medya üzerindeki tüm baskılara son verilmelidir. Düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.
Yedi; OHAL koşullarında, serbest tartışmanın yapılmadığı bir ortamda ve üstelik devletin bütün imkanları seferber edilerek gerçekleştirilen anayasa değişikliği gayri meşrudur, toplumun ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlayan anayasa yerine bir kişinin beklentilerine yanıt veren bir anayasa değişikliği Yüksek Seçim Kurulu’nun yasa dışı kararıyla yürürlüğe konulmuştur. Bu bir mühürsüz seçimdir. Türkiye gayri meşru bir anayasayla yönetilemez, yönetilmemelidir.
Sekiz; demokratik parlamenter sistem üzerindeki her türlü vesayet kaldırılmalıdır. Din ve vicdan özgürlüğünün güvencesi olan insan haklarına dayalı, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti güçlendirilmeli, liyakat, kamuda göreve başlama ve görevde yükselmede esas alınmalıdır. Eğitimde laiklik ilkesinin aşındırılmasına son verilmeli ve toplumsal adaletsizliği yeniden öğreten eğitim politikaları değiştirilmelidir.
Dokuz; sadece hukuk alanında değil, toplumsal yaşamın bütün alanlarında yaygın bir adaletsiz düzen devam etmektedir. İşsizlik, yoksulluk insanca yaşam ücretinden yoksunluk, örgütsüzlük, ayrımcılık, yaygın şiddet, terör gibi çok geniş bir yelpazede yaşanan toplumsal adaletsizliklerin giderilmesi için ortak irade geliştirilmelidir. Toplumsal barışımızı bozan tüm antidemokratik uygulamalara, eşit yurttaşlık temelinde son verilmelidir. Toplumsal adaletsizliğin en vahim görünümlerinden biri olan kadınlara karşı ayrımcılığın önüne geçilmeli, kadınların özgürlük alanları korunmalı, kadın hakları toplumsal hayatın her alanına uygulanmalıdır.
On; son zamanlarda uygulanan saldırgan dış politika ülkemizin içindeki adaletsizlikleri de kökleştiren bir kısır döngü yaratmıştır. Adalet sadece iç politikaya ve toplumsal yaşama değil, uluslararası ilişkilere de hakim olmalıdır. Türkiye, coğrafyasındaki tüm halklara, tüm kimliklere kardeşçe, adilane yaklaşan, barışçıl ve uluslararası hukuka saygılı bir dış politikaya dönüş yapmalıdır. Türkiye yüzünü insan haklarına, hukuk devletine, adalete önem veren milletler ailesine çevirmelidir. Hukuka ve anayasaya saygı adaleti sağlamanın ilk koşuludur. Hukuk güvenliğinin olmadığı ve adaletin gerçekleşmediği bir toplumda kamu düzeni ve toplumsal barış sağlanamaz. Adaletsiz toplum ise insan haysiyetinin zedelendiği bir toplumdur. Bu adalet çağrısı, adaletin insan haysiyetine saygının ve toplumsal barışın temeli olduğu inancıyla hazırlanmıştır.”

